‘Bu kadar kazığı kaldırabilir miyim?'
13 Ocak 2018 Cumartesi, 20:20:49
‘Bu kadar kazığı kaldırabilir miyim?'

Ali Poyrazoğlu, ‘yılın komedisi' dediği oyunu ‘Tamamla Bizi Ey Aşk', kadın - erkek ilişkilerini masaya yatırıyor. Seyirci de oyununa dâhil ediyor. Yıllarca eczacılıkla uğraşan, televizyon şirketi kuran, 450 bölüm dizi yapan, Yeşil Kabare adlı kulübü işleten, 45 yıldır bir özel tiyatronun patronu büyük ustayı yakalamışken sadece yeni oyununu değil, hayatı da konuştuk

 

Ekin TÜRKANTOS
eturkantos@htgazete.com.tr
FOTOĞRAFLAR: Ece OĞULTÜRK



Hayatımın en geç röportajlarını hep onunla yaptım. Çünkü oyunu izlemeden röportaj vermeyi hiç sevmez Ali Poyrazoğlu. Yine oyun öncesinde kısa bir sohbete davet etti bizi. Fotoğrafçı arkadaşım Ece Oğultürk ile kulise ilerlerken "Hoşgeldiniz, ne istiyorsunuz şimdi benden?" diye tatlı tatlı takıldı. Oyun nasıl geçti anlamadık. Kah güldüren, kah seyirciyi de oyuna dâhil eden Poyrazoğlu, oyun bittiğinde dakikalarca ayakta alkışlandı. Seyircinin "Bir daha", "Bir daha" nidaları eksikti. Konser olsa kuşkusuz olurdu. Salondan ayrılmak istemeyen seyirciyi görünce "Kitaplarımı imzalayacağım ve isteyenlerle selfie çektireceğim" dedi Poyrazoğlu. Bu defa uzun bir kuyruk oluştu salonda. Bunca yılın mükafatı bu olsa gerek. İnsanlar ellerinde kitaplar, bir ellerinde cep telefonlarıyla bekliyor. Poyrazoğlu, üzerini değiştirip masanın başına geçiyor ve uzun uzun sohbet ediyor seyircisiyle. Ve son imzayı da attıktan sonra göz göze geliyoruz. Hayli yorgun olsa da "Çek bir sandalye" diyor. Yanına geçiyorum ve başlıyoruz sohbete...

Kitabından tiyatroya uyarladığı "Tamamla Bizi Ey Aşk", tangosever bir iş adamı olan Mahmut Kamil'in bir gün evde maç izlerken karısının (Şebnem Özinal) mutsuzluğunu dile getirmesiyle kendisini evlilik terapisinde (Melih Ekener) bulmasıyla başlıyor. Kadın - erkek ilişkilerine eğlenceli bir dille yaklaşan oyun, seyircilerin katılımıyla daha da hareketleniyor. Usta Poyrazoğlu, güldürürken düşündürüyor, salon kahkahalara boğulurken evli çiftler belki de ilişkilerini sorguluyor oyunla birlikte. Aşk, her yaşta herkesin en sevdiği konu kuşkusuz. Gerisini Poyrazoğlu'ndan dinliyoruz.



‘Tamamla Bizi Ey Aşk'ı kitaptan tiyatroya uzanan serüvenini merak ediyorum...

Bu oyun için ‘Tamamla Bizi Ey Aşk', ‘Bir Sen Kaldın Yalnızlık Gelince', ‘İçimdeki Timsah' ve yazdığım başka metinlerle Jacop Levi Moreno'nun ‘Psikodrama' kitabından çok yararlandım. Ben oynamak istediklerimi oynuyorum, bir tiyatro yöneticisiyim. Bu oyunu oynamak istiyordum, bu neticeyi alabilmek için 3 sene uğraştım. Çünkü gördünüz, bütün bir salonu oyuna kitlemek zor netice. İki buçuk saat güldürmek, eğlendirmek... Çünkü çok zor kabul edebilecekleri evlilik terapisinde kendilerinin karşı karşıya kaldıkları durumları onlara, dengeli bir biçimde sunmak ve kabul ettirmek... Bu, sırat köprüsü gibi bir oyun. Çok uğraştık üstünde, çok çalıştık. İyi bir kadro oldu. Şebnem ve Melih bayaa işe sarıldılar. Bence son birkaç yılın en iyi oyunlarından bir tanesi. Bu kesinlikle yılın komedisi.

Mahmut Kamil nasıl bir adam?

Biraz maço ama çekici. Kadın da "Ben onun maçoluğuna heves ettim" diyor zaten. Ama sonra evlenince güven gelince, çocuk da yapınca maçoluğun dozunu artırıyor. Bu tipik Türk erkeğidir.

Tangosever bir maço...

Maçolar danssever ve en çok da tango severler. Kıza sarılacak, etrafı da keserek dans edecek. Onun için tangoyu seçtim.

Herkesin merak ettiği bir konu aşk. Öte yandan artık herkes kendine âşık gibi. Oyunda daha çok, uzun süredir evli olan çiftlerin güldüğünü gördüm...

Kendime hiç âşık değilim, böyle bir genelleme yapma. Ben sevgilime aşığım. Bende öyle narsist bir duygu yok. Ama insanların kendileriyle olan ilişkilerde narsist bir yan var. Olması da gerekir bence. Hastalık derecesine varmadığı sürece insanın kendini beğenmesi, önem vermesi, kendini güzel ve hoş tutmaya çalışması, kendisiyle olan ilişkisinde iç görünüşünün de dış görünüşü kadar mutlu olması bence çok doğru bir şey.

Sürekli selfi çekmek kendine âşık olmak mıdır?

Selfie, iletişim kurma, haberleşme yolu. Kendini pazarlama da var onda herhalde. Ben selfie çekmiyorum mesela, nasıl çekilir bilmiyorum.

Üstelik fotoğraf çektirmeyi de sevmiyorsunuz.
Evet, hiç sevmiyorum.

Oyunda Mahmut Kamil zorla terapiye gidiyor. Peki siz hiç terapiye gittiniz mi?

Evet, gittim ama doktorumu delirttim. "Bir daha sakın ha buraya gelme" dedi. Çünkü doktora gittiğimde dertliydim, sevgilimden ayrılmıştım, ağır bir vaka yaşıyordum. Arkadaşlarım "Meşhur bir profesör var, ona git" dediler. Adam beni yatırdı divana, öttürüyor. Ben de gözümü doktorun masasının üzerindeki kitaba dikmişim, adını ezberledim. Amerikan Kütüphanesi'ne gidip aynısından aldım. Kitabı okuyup, orada yazan vakaları doktora anlatmaya başladım. Adam da "Ne mal buldum bunda, ne vakalar anlatıyor, ne kadar karışık ruh" diyor. Üçüncü hafta adam anladı benim kitabı okuyup okuyup anlattığımı... "Sen bu kitabı almışsın, onları anlatıyorsun. Git bir daha gelme buraya, benim zamanım kıymetli" dedi. Ben de "Kitabı okuyup sana anlatırken kendi kendime iyileştim" dedim.
‘TİYATRODA İNSANLAR MANEN ZENGİNLEŞİYOR'

Zaten sonuçta kendi kendimizi iyileştiriyoruz. İnsanlar artık daha çok evde vakit geçiriyor ama buna rağmen özellikle bu sezon çok tiyatroya gidiyorlar. Bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

Evet, çok gidiyorlar. Bizim oyunumuzda da yer yok. Bir arada olmayı ve birlikte düşünmeyi seviyorlar. Tiyatronun iki temel öğesi vardır, seyirci ve oyuncu. Seyirci de bizimle birlikte oynuyor, oyunun önemli bir parçası onlar. Canlı yaratımın bir parçası olmaktan da hoşlanıyorlar. Oyunda söylediğim gibi; tiyatro gidilen bir yer değil. Tiyatronun kapısından çıktıktan sonra seninle gelip hayatına karışan bir yer. Orada dinlediklerin, zihninde yeni gündemlerin açıldığı, ertesi gün yeni başlıklarla başlayacağın, yeni sorular ve cevaplar peşinde dolaşmayı senin içine yerleştiren bir yer tiyatro. Hem gülüp eğleniyorsun hem de hayatla ilgili farklı bakışlar, sorular peşine takılıyorsun. Tiyatroda insanlar manen zenginleşiyor. İnsanlar yavaş yavaş bunun bilincine vardıkları için tiyatro seyircisinde inanılmaz bir artış var.
‘BEN EN ÇOK KENDİME GÜLERİM'

Siz oldum olası düşüncelerinizi özgürce dile getiren birisi oldunuz. Eleştiriyi tam kararında yapıyorsunuz. Bu çok zor bir şey. Bunun formülü nedir?

Ben bir denge uzmanıyım. Okumayı seven, çok okumuş bir adamım. Birkaç tane yabancı dil biliyorum. O dillerde okuyabiliyorum, oynayabiliyorum. Kendimi farklı biçimlerde ifade edebiliyorum. Hatalarımla yüzleşmeyi becermeye çalışıyorum. Hep söylediğim baş lafım vardır; "Ben hatalarımın üniversitelerinden mezun oldum" diye. Bir daha o hataları tekrarlamamaya çalışırım. Ben de insanım. Özel hayatımda, işte, kariyerimde de bir sürü hata yaptım ama yaptığımı gördüğüm andan itibaren aynısını tekrarlamamaya çalışıyorum. Onun için gülmenin iyileştirici bir yanı olduğuna inanırım. Hani sorarlar ya, "Kime gülersin, neye gülersin?" diye. Ben kendi şapşallıklarıma, kendi dangalaklıklarıma, kendi unutkanlıklarıma, çaresizliklerime, komik hallerime gülerim. Ben en çok kendime gülerim. Kendimi gözlemlerim, kendi hallerimle yüzleşmeyi, onlarla el sıkışmayı beceririm. Ama bunu gülerek yapabilirim, kendimle dalga geçerek yapabilirim. Doğru yol da odur. Yoksa hastalığa çevirmeden sorunlarını halletmeliler. Oyunda yazdığım bir cümle var ya, "Depresyon bir meslek değil, ömür boyu yapılmaz. Girersin ve çıkarsın." Ben depresif anlarımla bir bakarım, iki bakarım dalga geçip tamir edebilirim.

Kolay ağlayabilir misiniz?

Hayır, hiç ağlayamam. Profesyonel ağlamalardan oyunlardan ve etmiyorum. O başka bir şey. Havaya giriyorsun, o durumun, karakterin içine kendini yerleştiriyorsun o kendiliğinden geliyor ve durumun bir parçası oluyor.

‘ŞANSLIYIM BEN ÇOK İNSAN BİRİKTİRDİM'

Diyelim ki son kez tiyatro sahnesine çıkacaksınız. İdeal kadro nasıl olsun, size kimler eşlik etsin?

Bana soruyorlar "'Tamamla Bizi Ey Aşk' da kaç kişi oynuyor?" diye. Ben diyorum ki, "Salonda kaç kişi varsa o kadar kişi oynuyor." Seyircilerim benim meslektaşımdır, onlarla birlikte oynuyoruz. O yüzden salonda kaç kişi varsa kadro o kadar kişidir.

İnsanlara kolay güvenir misiniz?

Çok. Baştan "Bunun bana atabileceği en büyük kazık ne olabilir ki?" derim. "Bu kadar kazığı kaldırabilir miyim?" derim, kaldırırım. Maddi ya da manevi olarak bunu göze alırım.

Dolu dolu bir ömür tarifiniz nedir?

Ben çok güzel yaşadım ve yaşıyorum. Her sosyal kesimden arkadaşım var. Profesörler, doktorlar, ressamlar, şairler, ayakkabı boyacıları, taksi şoförleri, oyuncular... Amerika, İngiltere, Yunanistan ve Fransa'da da çevrem var. Şanslıyım ben çok insan biriktirdim. O açıdan kendimi çok zengin hissediyorum.

Geçmişi düşünmek sizi nasıl hissettirir?

Eğlendirir çok. Anılarımı yazarken aynayı tuttum yüzüme Ali göründü gözüme, nazar eyledim ben özüme, Ali göründü gözüme... Geçmişe bakmak demek, bir parça özüne nazar eylemek demek. Aslında bunu herkesin yapması lazım. Özüme nazar eylediğim zaman zihnimin ekranında geçmiş zamanla ilgili ne filmler oynuyor, ooo. Çok acı filmler de oynuyor tabii. Ama nostaljiyle şakalaşmak güzel.

Çocukluğunuza dair en önemli koku nedir?
Fatsa, fındık bahçeleri ve deniz.

Çok eşya biriktirir misiniz?

"Bir gün tiyatroda lazım olur" diye biriktiririm. Tiyatronun çok büyük bir deposu var, orada beş tiyatroya yetecek eşya var. Biz biriktirmek zorundayız. Ayrıca ben koleksiyoncu olarak da biriktiririm. Kukla ve maske koleksiyonu yapıyorum.

Ben evinizi çok merak ediyorum... Değişik yerlerden alınmış büyük objeler, kostümler, büyük bir kütüphane hayal ediyorum...

Hayır, öyle değil benim evim. İki tane evim var. İstanbul'daki evimde 7 bin tane kitap, resimler var. Resim topluyorum. Heykeller var ama çok üst üste. Artık bir antikacı, kitapçı dükkânı gibi oldu. 30 yıl önce Bodrum'da ev aldım. Oradaki evimde de hiçbir şey yok. Minimalist, bomboş.


‘KİTABIM EYLÜLDE ÇIKACAK'

Anılarınızı yazdığınız kitap ne zaman çıkacak?

Eylül'de çıkacaktı ama bitiremedim. Yaza doğru çıkar herhalde. Anılarını yazıyorsun, bu bir hesaplaşma meselesi. Özüne nazar eyliyorsun o yüzden el tutuyor.

"Tiyatroya gidip gülüp eğlenmek bir anlamda ölüme meydan okumaktır" dediniz sahnede...

Kitaplarımdan birinde var bu. Gülmek bir yeraltı hareketidir, yeryüzünde çiçekler açtırır. Ben öyle düşünüyorum. Gülerek, eğlenerek ölüme meydan okunabilir.

Ölümden korkar mısınız?
Hayır, umurumda bile değil. Ölüm varken ben yokum, ben varken ölüm yok.

‘Ben bir gelecek tasarımcısı olarak epey çalışırım'

Şirket eğitimleri de veriyorsunuz ve çok farklı kesimden insanlarla bir araya geliyorsunuz. Sizden daha çok ne isteniyor ve sizce neden sizi tercih ediyorlar?

Evet, çok tercih ediliyorum. 15 senedir eğitim veriyorum. Fark yaratan insana inanıyorum. "Kendimizden fark yaratan insan nasıl yaratacağız" dediğimizde orada epey kütüphane devirmek, hayal kurarak gerçekleştirmeye çalışmak gerekti. Çok bilgi biriktirdim. Ticari konularda konuşabilmek için yeterli deneyimim var. Yıllarca eczacılık işiyle uğraştım. Televizyon şirketi kurdum, 450 bölüm dizi yaptım, Yeşil Kabare adlı kulübü kurdum. 45 yıldır da en zor yönetilen bir özel tiyatronun her işiyle uğraşan patronuyum. Epey deneyimim var. Ama büyük şirketlere verdiğim seminerlerde inovasyon, motivasyon, insan kaynaklarında yeni bakışlar, yeni yönetim, iletişimsel metodlar, 6 sigma, MediciEfekt gibi konularda verdiğim seminerlere çalışarak giderim. Bilmediğim bir konuda iş almam, kabul etmem. Çok ısrar edilirse, "Bilgi satın alacağım" derim. Raporlar hazırlatıp incelemeler yaptırırım, onların parasını o şirketler öder illa beni istiyorlarsa. Son bir bakış çıkarır, şirketin yöneticileriyle paylaşır yoluma devam ederim. Türkiye'de aşağı yukarı bütün büyük kuruluşlar, bayii teşkilatları sayesinde ayakta duruyor. Onları dünyada olup bitenden haberdar etme zorunluluğu var. Yeniden kurgulama, bakış getirmeleri, farklı bir takım oyuncusu haline getirmeleri gerekiyor. O konularda ben bir gelecek tasarımcısı olarak epey çalışırım. Bir de boş zamanlarda yurtdışında konferanslara giderim. Mesela mayısta New York'ta ‘İnsan Kaynaklarında Yeni Bakışlar' adı altında bir seminere gittim. Dijitalleşme çağında insan kaynaklarının ne hale geleceği konusunda eğitim aldım.

2018'de ne olsun istersiniz?

Ülkemizde ve Orta Doğu'da barış olması en büyük hayalim. Bundan başka hiçbir şey beni çok mutlu edemez.

Paylaş
KÜNYE

Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.