‘Soğan 3 lira değil 5 lira bile olsa seçmen oyunu değiştirmez’
30 Haziran 2018 Cumartesi, 23:06:13
‘Soğan 3 lira değil 5 lira bile olsa seçmen oyunu değiştirmez’
Prof. Dr. Yılmaz Esmer ile 24 Haziran seçimlerini konuştuk...

24 HAZIRAN’ın üzerinden bugün tam 1 hafta geçti ve seçim sonuçlarını analiz etmeye devam ediyoruz. 16 yıllık iktidarın potansiyel yıpranma payına rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimden yeniden galip ayrılmasının sırrı ne? CHP oyları neden

yüzde 25’ten yüzde 22’ye geriledi? Kampanya sürecindeki vaatlerin bir etkisi oldu mu? Türkiye örneği, dünya siyasi literatüründe nereye oturuyor? Hepsini Bahçeşehir Üniversitesi’nin eski rektörü ve öğretim üyesi siyaset bilimci Prof. Dr. Yılmaz Esmer ile konuştuk...

‘5 TANE NOBEL ÖDÜLLÜ EKONOMİST GELSE OYLARI 1 PUAN BİLE OYNATAMAZ’

Türkiye 24 Haziran seçimlerini geride bıraktı. Bu seçim, Türkiye’nin siyasal sosyolojisine dair bize ne söylüyor?

Bu seçim, Türkiye sosyolojisinde fazla bir değişiklik olmadığını gösteriyor. 7 Haziran seçimlerinden sonra 1 Kasım’da biraz iniş-çıkışlar oldu. Ama bu seçimde de hemen hemen aynı sonucu aldık. Türkiye’de artık seçimler çok büyük ölçüde kimlikler üzerinden yapılıyor. Aslında biz seçim yapmaktan ziyade, “Hangi kimlikte kaç kişi var?” diye sayım yapıyoruz. Kimlikler üzerinden oy verildiği zaman, o kemikleşmiş oylar, “Falanca şunu söyledi, filanca emeklilere şu kadar ilave vereceğini söyledi” diyerek değişmiyor. Bu kimlikler öyle akşamdan sabaha terk edilmiyor. Ekonomi nasıl giderse gitsin, enflasyon ne durumda olursa olsun, soğan-patates fiyatları nereye giderse gitsin; o katılaşmış, kemikleşmiş kimlikler değişmiyor. Soğan 3 lira değil de 5 lira olsa bile seçmen oyunu değiştirmez.

Dolayısıyla, “Türkiye’deki seçimlerin sonucunu ekonomik durum ve partilerin seçmenlere vaatleri değil, kimlikler ve ideolojiler belirliyor” mu diyorsunuz?

Evet, bunu diyorum ve bunu yıllardır söylemeye çalışıyorum. Etrafınızda, emekli olup da “Bayramdan önce emeklilere bin lira ikramiye varmış” diye oyunu değiştiren bir tek kişi tanıyorsanız bana söyleyin! Bir partinin ekonomi programını vatandaşların alıp okuduğu herhangi bir ülke bilmiyorum. En ileri ülkelerde bile bu yok. Türkiye’ye 5 tane Nobel Ödüllü ekonomist getirin, dünyanın gördüğü göreceği en müthiş ekonomi programını yazsınlar, oyları 1 puan oynatırlarsa gelin bana söyleyin.

Ama AK Parti’nin neden 16 yıl üst üste seçim kazandığını açıklarken, halkın AK Parti’nin hizmetlerinden memnun olduğu yorumları yapılıyor. Bu anlamda hizmetler etkili değil mi?

Almanya, Avusturya ve Hollanda’ya hangi parti hizmet götürüyor? Yurtdışında yaşayan Türkler kimliklerini devam ettirdikleri için Almanya’da yüzde 65 AKP ve Tayyip Erdoğan’a, Amerika’da yüzde 70 CHP’ye oy veriyor. Almanya’ya pirinç, makarna, kömür dağıtıldığını duydunuz mu?

Ama 2001’deki ekonomik kriz seçme davranışını değiştirmişti?

Çok travmatik bir değişim olmadıkça seçmen davranışı kolay kolay değişmiyor. 2001 krizi travmatikti, ilk kez beyaz yakalılar da işsiz kalmıştı.

Peki, bu kimlikler bize Türkiye’de yüzde 70’e 30 veya yüzde 60’a 40 gibi bir ideolojik ayrımın kemikleştiğini gösteriyor mu?

O ayrımın tamamen ideolojik olup olmadığından emin değilim. Ama ciddi biçimde bir ayrımın yerleştiğini gösteriyor. “Kemikleşmek” biraz güçlü bir deyim olacak. Kimliklerin biraz daha geçişken olduğunu düşünmek/ümit etmek istiyorum. Ama yakın gelecekte böyle bir şey olmayacağını biliyorum.

AK Parti’nin 1 Kasım seçimine kıyasla oy kaybetmesini nasıl açıklıyorsunuz?

Belli ki MHP ile aralarında bir alışveriş oldu. Yaygın olarak yapılan, “7 Haziran seçimlerinden sonra AKP ciddi bir milliyetçi dönüş yaptı” yorumuna katılıyorum. Çözüm sürecini bitirdi, söylemleri ve politikası tamamen değişti. Bu da MHP’ye yakın geldi. Onun için de 1 Kasım seçimlerinde MHP’den AKP’ye 6 puan gitti. Şimdi MHP bu oyları geri aldı. Çünkü onlar da yüzde 10’u geçtiler.

‘ERDOĞAN’IN SEÇİM MUCİZESİNİN ARKASINDA SEÇMENLE KURDUĞU DUYGUSAL BAĞ VAR’

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yüzde 52 ile 16 yılın sonunda yeniden seçim kazandı. 7 Haziran’ı saymazsak da girdiği her seçimden kazanarak çıktı. Dünyada bunun örneği var mı?

Evet, var. Meksika’da uzun zaman tek parti yönetti. Isveç’te uzun yıllar sosyal demokratlar iktidardaydı, çok yakın geçmişte değişiklik oldu. Meksika’nın demokrasisinde problemler olduğunu söyleyebilirsiniz ama Isveç’in demokrasisine herhalde hiç kimsenin söyleyecek bir lafı olamaz.

Hep aynı siyasi lider mi vardı?

Hayır, liderler değişti. Ama sosyal demokratların partisi hep iktidarda kaldı.

Yıpranmayıp üst üste seçim kazanan lider örneği var mı?

O zor, çünkü liderler değişiyor, yaşlanıyor.

Dolayısıyla Erdoğan’ın dünya siyaset literatürü açısından kendine has bir durum olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet, tabii gerçek seçim kazananlardan bahsettiğimiz zaman dediğiniz doğru. Başka örnek varsa da şu an benim aklıma gelmiyor. Aynı parti, aynı ideolojinin kazandığı çok oldu. Ama seçimlere girip üst üste kazanan nadir örneklerden biri diyebiliriz.

Peki, bunu neye bağlıyorsunuz?

Ciddi bir şekilde kişiliğine hayran olunmasına bağlıyorum. Zaten oy vermede de herhangi
bir kararda da duygusal faktörler en önde gelir. Bu konuşmamız sırasında benden nefret ettiyseniz, ben ne söylersem söyleyeyim, bir daha benimle röportaj yapmaya gelmezsiniz.

Önce o duygusal bağın kurulması lazım. Seçmen davranışı da buna benzer bir şeydir.

“Erdoğan’ın seçim mucizesinin arkasında seçmenle kurduğu duygusal bağ var” mı diyorsunuz?

Aynen öyle ve bunu çok çok başarılı bir şekilde yapıyor. Ecevit’i dışarıda tutarsak, CHP liderleri kitlelerle bir türlü duygusal bağ kuramadı.

Bunun dışında bir açıklaması var mı?

Yani “Çok iyi işler yapıyor” gibi şeyler söylemek açıklama değil. Eğer siz duygusal bir yakınlık hissediyorsanız bir insanın yaptığı işleri de iyi görürsünüz. Araştırmalar yaptık. Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasından dövizin durumuna dair söylediği bir cümleyi okuyorsunuz ve ahalinin yarısına “Bu sözlere katılır mısınız?” diye soruyorsunuz. Öteki yarısına da “Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği bu sözlere katılır mısınız?” diye soruyorsunuz. Oranlar nasıl fark ediyor, biliyor musunuz! Onun söylediğini duydukları zaman, onun seçmeninin onay oranı
artıyor, ona karşı olan seçmenin onay oranı düşüyor. Arada müthiş bir fark oluşuyor.

Erdoğan’ın seçmeniyle kurduğu duygusal bağın arkasında kimlik ortaklığı mı, ideoloji
ve din mi, yoksa lider karizması mı var?

Saydıklarınızın hepsi var. 2001’de Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener ve Bülent Arınç, Erbakan’dan ayrılıp partilerini kuracaklardı. Henüz partinin adı bile yokken,
o sırada yaptığımız bir araştırmada, “Seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” diye sorduk. Birinci sırada, “Tayyip Erdoğan’ın partisi” cevabı vardı.

Çünkü belediye başkanlığı döneminde yarattığı bir rüzgâr vardı...

Evet. Öyle bir bağ kurmuş. Bunda tabii ki dindarlık, muhafazakâr liberallik ve sağ-sol ideoloji de rol oynuyor. Bu kimlikler birbirinden bağımsız değil. Bütün bunlar Erdoğan’ı herkesin üç adım önüne geçirdi.

Bu seçimde çok aday vardı ama Erdoğan kazandı. Bu durumda “Alternatifi yok, o yüzden kazanıyor” tezi çürüdü mü?

Alternatif, eğer siz görmek isterseniz olur. Görmek istemediğiniz yerde alternatif olmaz. “Başka kime âşık olsaydım” demezsiniz, çünkü birisine fena halde âşıksınızdır. Eğer etrafa bakıyorsanız başkaları da bulunur.

Yani, “Seçmenin alternatif arayışı yok” demek mi istiyorsunuz?

Evet, bunu söylemek istiyorum. Sağcısı, solcusu, ulusalcısı, milliyetçisi, dincisi bir sürü lider var. Daha nasıl bir alternatif istiyoruz ki bilemiyorum. Türkiye’de Türkiye Komünist Partisi bile var.

Erdoğan’ın, millet kıraathaneleri gibi muhalif kesimin burun kıvırdığı vaatleri kendi kitlesinde karşılık mı buldu?

 

Hayır. O vaadi hiç yapmasaydı da bir şey değişmezdi. Bunların vaatlerle ilgisi yok.
Siz önce kararınızı verirsiniz, sonra o vaatler çok hoş gelir. Inanmak istediğiniz vaatleri
derhal savunmaya başlarsınız. CHP aynı vaatte bulunsaydı, kitle onları tefe koyardı.

MİLLİYETÇİLİĞİN VE SAĞIN YÜKSELİŞİ DEĞİL, KÜLTÜREL KİMLİKLERİN KESKİNLEŞMESİ

Türkiye’de Cumhur İttifakı’nın kazanmasının dünyada sağın yükseliş trendiyle ilişkisi var mı?

Bir miktar var ama tamamen olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü Türkiye’nin kendisine özgü koşulları var. Bir defa Müslüman ülke, bu da dünyaya göre büyük bir değişiklik getiriyor. Dünyada, “Kültürümüz istila altında, kültürümüzü korumamız lazım” şeklinde bir trend var. Bunu düşünenler içinde bir sürü solcu da var. Örneğin, Ingiltere’de Işçi Partisi’nin bir kesimi ilginç bir şekilde Brexit’i destekledi.

Yani dünyadaki durumu milliyetçiliğin ve sağın yükselişi olarak değil, kültürel kimliklerin keskinleşmesi olarak mı görmeliyiz?

Evet. Şu anda Batı’da yaşanan kültürel bir isyan var. Modernleşme ve Ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan ekonomik gelişmeler sonucunda insanların değerlerinde ciddi bir değişim oldu. Artık ekonomik değerler önemini yitirdi. Çünkü Batı’da zaten aç kalmak, çocuğunu okutamamak gibi bir durumdan söz edilemez. Bunun sonucunda da değerler; katılımcılık, özgürlük, kadın- erkek eşitliği, cinsel özgürlükler ve her türlü cinsel eğilimin hoş karşılanmaya başlamasına dönüştü. Ama şimdi olan da buna karşı bir kültürel isyan. Önemli bir halk kesimi de “Ne demek eşcinsel evliliği? Ne demek kadının erkekle tıpatıp aynı işleri yapması, aynı haklara sahip olması?” diyor. Mesela, “Trump bunların dışavurumudur” diyorlar...

‘BİR CHP LİDERİNİN YAKIN GELECEKTE YÜZDE 50’Yİ AŞMASI ÇOK ÇOK ZOR’

 

Peki, seçmenle duygusal bağ kurma işini Muharrem İnce ne ölçüde başarabildi?

Kısıtlar var. Ne yaparsanız yapın, öteki kimliklerdeki kısıtları da tamamen silemezsiniz. Ama Muharrem İnce seçmenle olan bu bağı beklenenin ötesinde kurdu. Bu yüzde 50 alması için asla yeterli olamazdı, kim çıkarsa çıksın olamazdı. Olmaz, 49 günde her şeyi değiştiremezsiniz.

Aslında Muharrem İnce, tam da bu kimliklere hitap edecek bir söylem izlemeye çalıştı. Annesinin başörtülü olduğunu, din eğitimine karşı olmadığını söylemesiyle muhafazakâr kesime de mesajlar vermeye çalıştı. Oylarına yansıdı mı sizce?

Partisinin oyunun 8 puan üzerinde oy alması ciddi bir başarı. Zaten başka da kimse bunu yapmadı.

Önünde çok uzun bir zaman olsa, bir CHP adayının yüzde 50’yi aşması mümkün mü, yoksa kimlik siyaseti gelip orada tıkanacak ve Türkiye’de hiçbir zaman sol-seküler bir lider seçim kazanamayacak mı?

“Hiçbir zaman alamaz” demeyelim. Modernleşme bir süreçtir, o süreç zikzaklarla da olsa devam eder ve ediyor. Ama bir CHP liderinin yakın gelecekte yüzde 50’yi aşması çok çok çok zordur. 1950’den bu yana bir tek yüzde 42’yi bulan Bülent Ecevit var. 2 yıl sürdü. Onun üstünden de 40 yıl geçti.

CHP’nin yüzde 25’ten yüzde 22’ye düşmesini nasıl açıklıyorsunuz?

Büyük bir başarısızlık olarak görüyorum. CHP’nin üzerinde durduğu konulara, nereden nereye geldiğine bakın; gazeteciler, insan hakları, Avrupa Birliği, ekonomi gibi eleştiri konusu yaptığı her şeyi alın. Buna rağmen oy kaybediliyorsa ciddi bir sorun vardır. Demek ki seçmen kitlesiyle kâfi bağ kuramıyor. CHP asla yüzde 35 olmazdı ama oy kaybetmesi için de hiçbir neden yoktu.

HDP ve İYİ Parti’ye oy kaptırması sonuçları etkilemiş olabilir mi?

 

Eğer öyle olduysa, “Kaptırmasaydı” derler. O zaman da onun sebebini sorarlar. Bizde hep böyle oluyor. İstifa müessesesi yok, insanların aklına gelmiyor. Kimse, “Olmadı galiba, bu işi bırakayım” demiyor.

 

MHP’nin yüzde 10’u aşmasını bekliyor muydunuz?

Bütün samimiyetimle söylüyorum ki hayır, beklemiyordum. Seçimden önce öğretim üyesi ve asistan arkadaşlarla tahminlerimizi yazarken MHP’ye yüzde 6 verdim. Kimse tahmin etmedi. Orada da bizi kamuoyu araştırma şirketleri çok yanılttı. İYİ Parti de hiç fena oy almadı. Kusura bakmayın ama bu seçimde medyanın etkisizliğini gördük. 2001’de ve 2002’de de bunu görmüştük. O zamanlar medyaya göre AKP diye bir parti yoktu ama baktılar ki seçimleri kazandılar. Bu seçimde de medyada hiç olmayan partiler bile barajı geçtiler. Demek ki medyanın etkisini o kadar da büyütmemek lazım.

Peki, İYİ Parti’nin yüzde 10 almasını nasıl okuyorsunuz? Sağ seçmen için bir alternatife dönüşebilir mi, yoksa hep böyle kalır mı?

Dönüşebilir. Seçmen blokları zaman zaman ciddi bir ekonomik kriz olursa, kendi bloklarının içinde başka bir adres arıyorlar. Bu birdenbire sağdan sola veya soldan sağa geçmek şeklinde olmuyor. Ama sağ blok içinde kendisine yakın bir lidere, partiye yönelebiliyorlar.

Bu söylediğinize itiraz edenler var. “İYİ Parti aslında MHP’den ayrılan ve merkez sağa oynayan bir parti, fakat daha çok CHP seçmenine hitap etti. Cumhur İttifakı’ndan değil, Millet İttifakı’nın içinden oy aldı” deniyor.

Doğrudur. Bu sefer öyle oldu. O ittifakların bir tanesi bence suni bir ittifak.

Hangisi?

Saadet Partisi ile CHP’yi aynı kefeye koyan Millet İttifakı’ndan bahsediyorum. Bu, normal şartlar altında görebileceğiniz bir ittifak değil. Bu ikisi arasında oy geçişkenliği beklemeyin. CHP’li, “Saadet Partisi de çok iyiymiş, biz yanlış anlamışız” demez ya da tersi de olmaz.

‘BİZDEKİ ESAS DİP DALGA ANTİ-BATI DİP DALGASIDIR’

 

Saadet Partisi’nin bir dip dalgası olduğu, aslında oylarını artıracağı bekleniyordu. Fakat gördük ki seküler-sol kesimle ittifak yapmak Saadet Partisi’ne “yaramadı”, oyunu artıramadı diyebilir miyiz?

Yapmasaydı da yaramayacaktı. Çünkü Saadet Partisi’nin seçmeni AKP’nin içinde. Dünyanın en zor işi, “Ben yanılmışım, inandıklarım yanlışmış” diye itiraf edebilmektir. Bunu kendimizden de, seçmenden de kolay kolay bekleyemeyiz. “Elimi kesselerdi de ona oy vermeseydim” diyenlere bakmayın, bir dahaki seçimde gene verirler.

Dolayısıyla, AK Parti seçmeninden, “Biz Saadet’e kayalım” diyen de olmadı.

Olmadığı kesin ama “Olur mu?” sorusunu soracağınız zaman da çok ciddi travmatik olaylar lazım. O zaman olur. Hayatlarını derinden etkileyen, bekalarını etkileyen, ciddi anlamda eve ekmek götüremeyecekleri durumlar olursa o kamp içinde kaymalar olabilir. Ama böyle normal hayat devam ederken hiç kolay bir iş değildir. Brexit sırasında İngilizlerin bir kısmı yabancılara, göçmenlere karşı söylem oluşturdu. Hatta İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson, “Avrupa Birliği’ne Türkleri dolduracaklar” diye propaganda yaptı. Bizde de Batı’ya karşı bir anti-Amerikan tavır söz konusu. Dip dalga deniyor ya bizdeki esas dip dalga anti-Batı dip dalgasıdır. Bizde sağcısı da, solcusu da Batı’ya kuşkulu bakar.

Paylaş
KÜNYE

Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.