Abdurrahman Yıldırım
12 Şubat 2018 Pazartesi, 19:40:52
Abdurrahman Yıldırım
Türkiye kentleşmesini aşağı yukarı tamamladı.

Büyükşehir uygulamasından dolayı istatistikler biraz karıştı. Ama resmi verilere artık nüfusun yüzde 92'si kent ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Köyde yaşayanların oranı yüzde 8'e indi. Varsayalım ki büyükşehir ilan edilen illerden kırsal kesimde yaşayanları dahil etsek ve 10 puan daha eklesek yüzde 80'in kentlerde yaşadığı ortaya çıkar. Kentlere yığılan nüfus gıda yönünden tüketici haline geldi, üretici olmaktan çıktı. Kırsalda bıraktığı tarla ve arazisi de ekilemez ve biçilemez hale geldi. Hayvancılık da şehirlere göçle birlikte terk edildi.
-Demografi hareketlerine bağlı tarımsal üretimde ve özellikle hayvancılıkta Türkiye büyük üretim kayıpları yaşadı.
-1990'lı yıllarda Güneydoğu ve Doğu'da terörle mücadele edilirken yaylalar, mezralar, köyler boşaltıldı. Hayvancılığın en yoğun yapıldığı, mera ve otlaklardan dolayı en düşük maliyete sahip bölge de buralardı.
-Yine 2000'li yıllarda kişibaşına gelir 3-4 bin dolar düzeyinden 10-12 dolar aralığına yükseldi. Gelir artışı beraberinde et tüketimini artırdı. Dünyanın hemen her ülkesinde de böyle oluyor.
-Bir de artan turist sayısının doyurulması da yine et talebini artırdı. 10 milyon turisti doyurmak başka 30 milyon ve üstüne çıkan turisti beslemek başka.
-Talebi bu kadar doğal ve konjonktürel biçimde artan bir malın aynı hızda arzı artmazsa ne olur? Ekonomi teorisine göre fiyatı yükselir. Kırmızı et fiyatları da enflasyonun üzerinde yükseliyor.
-Zaten üretim açığımız var. Çünkü hayvan ırkımız melez idi. Biraz etinden biraz sütünden yararlanıyorduk. Et ve süt verimi yüksek ırklara dönüş zaman ve tecrube istiyor.
-Kaldı ki hayvancılıkta temel gider yem. Yemin yaklaşık yarısının doğal yollardan, hayvanların otlatılmasıyla sağlanması, diğer yarısının hazır yem olarak verilmesi ideali. Yine maliyet açısından hazır yemin yarısının da hayvan üretim çiftliklerinden elde edilmesi lazım.
-Bizde ise zaten su kıt, otlaklar kıt, büyükbaş hayvancılığa elverişli alan çok az. Elverişlilik küçükbaş hayvancılık için ama insanımız da özellikle şehirliler ve kadınlar koyun etini sevmiyor. Kolay ve hızlı yetiştiği için maliyeti düşük olan domuz eti ise inancımız gereği tüketilmiyor. Varsa yoksa sığır etine, dana etine yükleniyoruz. Orada da doğal yem sınırlı. İthal ediyoruz, dolara bağlı ve dolayısıyla maliyetli.
-Bunun içindir ki, hükümetler, bakanlar, bakanlık çalışıyor ama et fiyatları bir türlü istikrarlı şekilde düşmüyor. Ya da genel enflasoynun üzerinde artmaya devam ediyor. Mesela 2003 yılından bu yana tüketici fiyat artışı toplam olarak yüzde 245 artarken kırmızı et fiyatlarındaki artış yüzde 352 düzeyinde gerçekleşti. Son 10 yıllık artış TÜFE'de yüzde 125, kırmızı ette yüzde 186, son 5 yıllık artış TÜFE'de yüzde 53.6 kırmızı ette yüzde 69.6. 2017 yılındaki et fiyatı artışı ise yüzde 4.2'de kaldı. Etin ortalama kilosu 39.08 liradan 40.75 liraya yükseldi.
-Neyin karşılığında? İthalatın gazına basma karşılığında. Hem et hem canlı hayvan ithal ederek fiyat artışlarını frenledik. Arz tarafını da bozduk, üreticiyi küstürdük. Zaten zor, yüksek maliyetli ve belirsizliği çok olan bir işi yapıyordu. Şimdi önünde fiyatların oynaklığı ve zarar etmesi de var. İthalatla fiyatları terbiye etmek mümkün ama piyasanın arz tarafını bozmak da garanti. Sorun zaten oradaydı. Artık daha sorunlu hale geldi. Et sektörü giderek daha fazla ithal edilerek döndürülmek durumunda. Bugün düşürdüğümüz fiyatlar sonraki yıllarda artış olarak karşımıza çıkabilir.
-Türkiye'nin et sorunun çözmek artık radikal yaklaşımlardan geçiyor. Modern büyük çiftlikler kurulması. Burada en başta arazi tahsisi gerekiyor, bunu yapacak olan devlet. Sonra girişimcinin sermayesi de buna göre olacak. Büyük para koyacak ve iyi kazanacak. Gerekli olan teşvikler de sonuna kadar verilmeli. Bu politikalarla iki de bir oynanmamalı. Devlet öncelikle olarak iyi bir dizayn yapıp, oyunun aktörlerini belirlemeli. Yatırım ortamını özellikle tarım ve hayvancılık için düzeltmeli, buraya Türkiye'nin büyük sermaye gruplarını ve gerekirse uluslararası yatırımcıları dahi davet edebilmelidir. Konu bu kadar acildir. Yoksa ekonomi batmayacak biz eti dünyanın iki üç katı daha pahalı yemeye devam edeceğiz.

Paylaş
KÜNYE

Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.