Özcan Tikit
06 Aralık 2017 Çarşamba, 20:23:21
Özcan Tikit
Kudüs fırtınası

ESKİ ABD Başkanı Barack Obama ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun arası hep limoni oldu. Bunun en büyük sebebi de Obama'nın sunduğu Filistin barış planı için İsrail'den işgal ettiği Müslüman topraklarında yeni konutlar yapmaktan vazgeçmesini istemesiydi. Sızan bilgiler, planın Doğu Kudüs'ün başkent olacağı 1967 sınırlarına dayalı bir Filistin devletinin kurulmasını öngördüğü yönündeydi.
Obama'nın masaya koyduğu bu plan ABD'nin Ortadoğu'da dibe vuran kredibilitesini yükseltmek için de önemli bir fırsattı aslında. Lakin Netanyahu bu planı, Amerikan Kongresi'nde yaptığı ve tüm vekillerin Obama'yı aşağılayan bir tavırla ayakta alkışladığı bir konuşmayla çöpe attı.
Bu plana karşı olanlar, İsrail'deki aşırı sağcılardan da ibaret değildi aslında. Kendi haklarının sabrını taşırmaktan korktukları için bunu itiraf edemeseler bile bazı Arap yönetimlerinin de bağımsız bir Filistin'e karşı oldukları iyi bilinir. O rejimler için Filistin davası iyi kullanabilirlerse tahtlarını koruyabilecek bir kalkan, şiddetlenip kontrolden çıktığındaysa bekalarını tehdit edecek bir fırtınadan ibarettir.
ABD Başkanı Donald Trump da şimdi İsrail'i ve ikiyüzlü Arap rejimlerini yakınlaştıracağını sandığı bir formülle sorunu daha da derinleştirecek adımlar atacak gibi görünüyor. Zamanında Obama'ya karşı Netanyahu'yu alkışlamış Kongre'yi arkasına alma ihtiyacının da Trump'ın bu yanılgısında etkili olduğu anlaşılıyor. Oysa Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımanın bir fırtınayı başlatma ihtimali orta yerde duruyor. Beyaz Saray'da makul düşünebilen birilerinin derhal Trump'a İslam dünyasında Filistin fırtınası estiği takdirde kendisine yeşil ışık yakmış Arap liderlerin de hızla çark edeceği gerçeğini fısıldaması gerekiyor.

Şapkadan 'Reza'let çıktı

BİR ülkenin kaynaklarını sömürmek için liderlerini devşirmek, olmuyorsa, şantajla rehin de alamıyorsa korkutup sindirerek isteneni yaptırmaya çalışmak en bilindik emperyalizm taktiğidir. Tarih durmadan bu gerçeği fısıldar duyarlı kulaklara. Batı'nın şatafatının ve refahının dibinde bu çirkin realite yatar.
Güneyi kuzeyiyle Amerika'yı, Hindistan'ı, Afrika'yı, İran'ı, Arap ülkelerini hep böyle oyunlarla, liderlerini ya zihnen devşirerek ya da tehditlerle sindirip devirerek sömürdüler. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın direnen, reste restle karşılık veren tavrını da bu nedenle sindirmekte zorlanıyorlar. Sindiremedikleri için haksız da sayılmazlar hani. Emperyalizm mesleğini zanaat edinip vampirleşme süreçlerinde gücünü milletinden alan liderlere pek denk gelmediler. Kendilerine karşı çıkanlar da oldu ama ekseriyeti millet desteğinden yoksun liderlerdi. Mursi gibi, Musaddık gibi kolaylıkla zindanlara atıldılar.
Allah var Türkiye'ye karşı da hep cömert davrandılar. "Galiba bu kez bittiler..." dediğimiz her andan kısa bir süre sonra şapkalarından çıkardıkları yeni hain tavşanlarla yeniden karşımıza dikildiler. Şimdi de Zarrab tavşanı var ellerinde. İftiralarla soslanmış suni itiraf rüzgârları esiyor mahkemelerinde. Sık rastlanan uluslararası kaçakçılık hikâyelerinden birini ilk kez Türkiye'de olmuş gibi pazarlama gayesindeler. Türkiye'nin egemenlik alanına giren bir hadiseyi sirk misali kendi mahkemelerinde yargılamaya giriştikleri için de nice kırmızı çizgiyi aşmış durumdalar.
Tavizin tavizden başka bir şey doğurmayacağını hatmetmiş bir toplumsal bilinçle karşı karşıya olduklarını yine unutmuş gibiler. Washington'dan bunu anlamaları zor tabii ama benim şu an oturduğum kafede, yan masamda dönen gırgırı duyabilselerdi keşke. İzin almadım ama aktarayım müsaadenizle. Genç adam arkadaşına, "Zarrab'a kadar düştüklerine göre şapkadaki tavşanları hayli azaldı bro" diyor, arkadaşı da "Coni'de oyun bitmez ama varsın bitmesin, alıştık artık, tavşanlar bitene kadar devam!" diye cevap veriyor. Sonra da birlikte, tam da hak ettiği şekilde gülüyorlar Washington'da dönen "Reza"let komediye.

Paylaş
KÜNYE

Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.