‘Evet’ler önde, kampanya sürecini iyi yürütüyoruz’
01 Nisan 2017 Cumartesi, 23:40:23
‘Evet’ler önde, kampanya sürecini iyi yürütüyoruz’
AK Parti Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ile referandum sürecini konuştuk

Röportaj: Kübra Par
Fotoğraflar: Ece OĞULTÜRK
Video ve Kurgu: Melik Demirel

Referanduma 2 hafta kala sonucun ne çıkacağına yönelik merak artıyor, pek çok yorumcu durumun başa baş olduğunu söylüyor. Peki, istedikleri sonuç çıkmadığı takdirde partilerin bir ‘B planı’ var mı? Referandum söyleşilerinde bu hafta, bu sorudan yola çıkarak AK Parti ve CHP’nin iki değerli ismiyle konuştuk.

AK Parti tabanı yeni sisteme ikna oldu mu? “Hayır” çıkarsa hükümet nasıl bir strateji izleyecek? Erken seçim gündeme gelecek mi? Tüm bu sıcak soruları AK Parti Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’ya yönelttim. AK Parti’nin kuruluşundan itibaren partide aktif görev yapan Yazıcı, “Hayır çıkarsa bu dünyanın sonu değil. Nihayetinde bu bir oylama. Yönetimin tek adama verildiğini söylemek de gerçekçi değil. Sembolik olarak Cumhurbaşkanı birliği, bütünlüğü ve sorumluluğu yüklenen adam demektir” diyor...  

Referandum’a 2 hafta kaldı. Muhalefet “Hayır” oylarının önde olduğunu söylüyor. Sizin açınızdan durum nasıl?

Kampanya iyi gidiyor. Her şey yerli yerine oturmaya başladı. Bu Anayasa değişikliği Meclis’ten geçtikten hemen sonra muhale­fetin aleyhteki kampanyası etkili olmuştu, “Hayır” biraz önde görünüyordu. Zaten bilimsel araş­tırmalara göre, bir şeyi karala­manın etkisi doğruyu söylemeye oranla 13 kat fazlaymış! Özel­likle okumayanlar, irdelemeyen­ler bu söylemler üzerinden değer biçiyordu. 26 Şubat’tan sonra ara­ziye indik. Milleti bilgilendirdikçe o kafa kirliliği ortadan kalkıyor, “Aaa, öyle mi?” diyenlerin oranı çoğalıyor. “Evet”ler önde. Kam­panya sürecini iyi yürütüyoruz.

“Hayır” çıkarsa, siyasi ve eko­nomik istikrarsızlık olmaması için hükümetin bir B planı var mı?

Bir Anayasa değişikliği yaptık. “Hayır” denirse bu dünyanın sonu değil. Nihayetinde bu bir oylama. Getirdiğimiz proje doğrudur. Tür­kiye’nin buna ihtiyacı var. Dedi­ğiniz gibi farklı bir sonuç çıkarsa, çok doğru olan, millet ve devlet için yararlı sonuçlar getirecek bu projeyi yeterince anlatamamışız demektir. Orada da kusuru ken­dimizde ararız. Ama yeni Anayasa projesi de gündemden düşmez.

Erken seçim gündeme gelir mi?

Hayır. Zaten koşullar zorlamadıkça hiçbir zaman erken seçimden yana olmadık.

Başbakan Binali Yıldırım, “Evet oyu 1 bile fazla çıksa bizim için yeterlidir” dedi. Bu, durumun biraz bıçak sırtı olduğu kaygısı taşındığını mı gösteriyor?

O, meşruiyet bakımından söyle­nen bir söz. Bu değişiklik 50+1 ile geçerse hukuki meşrui­yet var demektir. Elbette ki siya­sal açıdan bakarsak bunun daha da yüksek olması bize güç katar.

Durumun başa baş olduğu söyleniyor, doğru mu?

Hayır, bıçak sırtı gibi bir durum söz konusu değil.

Cumhurbaşkanı’nın “Hayır” çadırına ziyarete gitmesi de bu bağlamda yorumlandı...

Biz birlikte Türkiye’yiz. Cumhurbaşkanı’nın ziyareti de bunu ifade ediyor.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Star Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni Nuh Albayrak, son yazısında “Hayır çıkması durumunda Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesinden vazgeçilmesi ve Cumhurbaşkanı’nın yetkileri budanması gerekir” demiş. Böyle bir şey gündeme gelir mi?

Buradan geri dönüş olabilir mi? Hangi siyasetçi çıkıp millete “Ey halkım, 2007’de koşullar farklıydı, bugün farklı. Gelin, Cumhurbaşka­nı’nı gene Meclis seçsin” diyebilir? Dese millet kabul eder mi? Cum­hurbaşkanı’nın seçim süreçleri hep tartışmalı olmuştur. Entrika, teh­dit ve vesayetçilik vardır. Bunun sonuncusunu da 2007’de yaşadık. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafın­dan seçilmesini ülkenin yüzde 57’si onayladı. Bunun iki anlamı var: Bir, millet Cumhurbaşkanı seçim süreçlerinin entrikalı olmasını iste­miyor. İki, Türkiye’nin bir hükü­met modeli sorunu var. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı’nın doğrudan halk tarafından seçilmesi, hükü­met modeline ilişkin sorunun çözü­müyle alakalı güçlü bir adımdır. Bu Anayasa değişikliğiyle 2007’de başladığımız süreci tamamlıyoruz.

‘CUMHURBAŞKANI’MIZ PARTİNİN GÜCÜNÜ EZEBİLECEK BİR POZİSYONU KİMSEYE VERMEZ’

“Yeni sistem kabul edilirse Cumhurbaş­kanı danışmanlarının merkezde olacağı bir siyasi zemin ortaya çıkacak, AK Parti’deki mevcut kadro zayıflayacak. Eğer “Hayır” çıkarsa da Başbakan ve AK Parti bu süreçten daha güçlü çıkacak” iddiasında bulunanlar var. Refe­randum, böyle bir dönüşüme neden olur mu?

“Taş yerinde ağırdır” diye bir atasözü vardır. Dengelerin güçlü bir şekilde sağlanabilmesinin en önemli aracı, siyasi partilerdir. Bu konumda olan bir partiyle bürokratik katmanları mukayese etmek çok gerçekçi değil diye düşünüyorum. Parti, varlığını ve bütünlüğünü korur. Biz teşkilatlarımızla birlikte bir bütünüz. O bütünlüğü koruyarak Türkiye’nin sorunlarını omuzluyoruz. Siyasetin içerisinde yoğrularak gelmiş, her kademesinde görev yapmış, sorumluluk üstlenmiş, Türkiye’nin en deneyimli siyasi kişiliği olan Cumhurbaşkanı’nın partinin gücünü ezebilecek bir pozisyonu kimseye verebileceği kanısında değilim.

Peki “Referandumda ‘Hayır’ çıkarsa AK Parti içinde bölünme olur” dedikodularına ne diyorsunuz?

Yine bir atasözü: “Aç tavuk kendisini darı ambarında sanırmış!” (Gülüyor) Biz çok güçlü bir partiyiz. Aramızdaki ilişkiler güçlü, değer ölçülerimiz sağlam. Kendimizi “Erdemliler topluluğu” olarak tanımlayarak yola çıktık. Bakın, bize yöneltilen sorulardan biri de: “Siz ülkeyi yönetirken neye ihtiyacınız oldu da yapamadınız?” Bizim arkadaşlarımızın yönetici pozisyonunda olmadığı bütün süreçler sorunludur. Ama bizde uyum var. Cumhurbaşkanı’mız bizim kurucumuz. Başbakan’ımız kurucularımızdan. Türkiye’nin büyümesine odaklanmışız. “Gerisi teferruat” deyip ülkeyi yönetiyoruz. Ama ileride başka iktidarların yönetimi üstlenmesi durumunda daha önce yaşanan sorunların yaşanmayacağının hiçbir garantisi yok.

‘15 TEMMUZ AKŞAMI KILIÇDAROĞLU İLE UÇAKTA BİRLİKTEYDİK’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kılıçdaroğlu 15 Temmuz gecesi neredeydi?” diye sordu. CHP’liler, “Bunun cevabını en iyi Hayati Yazıcı biliyor” diyor. O gece birlikte miydiniz?

O gece için şahitliğim sınırlı. Ankara’dan aynı uçağa bin­dik. 21.50 uçağıyla Atatürk Havalimanı’na geldik. 22.45’te iniş oldu. Uçak inişe geçtiği sırada danışmanı yanımıza gelip İstanbul Boğaz köprülerinde tanklar olduğunu söyledi. Önce terör saldırısı zannettik. Sonra telefonlarımızı açınca Ankara’da da jetlerin uçtu­ğunu öğrendik ve darbe olduğunu anladık. “Nasıl olur?” dedik.

Kılıçdaroğlu’nun ilk tepkisi ne oldu?

Bir anda haber gelince şaşkına döndük. Kim, kiminle, ne konuştu, ne söyledi; sağlıklı hatırlamak mümkün değil. Alana indiğimizde Ankara’ya dönmeye karar verdim. Çünkü mer­kez Ankara idi. 23.00 uçağı için bileti aldım ancak kalkışlar iptal edildi. Hemen Başbakan’ımızla irtibata geçtim. Ardından Cumhurbaşkanı’mızı aradım ancak iletişim sağlayamadım. En doğru hareketin il başkanlığımıza geçmek olduğunu düşün­düm. Alana indiğimizde telefon görüşmeleri yaptım. O sırada Sayın Kılıçdaroğlu’nu sordum, hemen gittiğini söylediler. Biz de değişik yollardan dolaşarak il başkanlığımıza ulaştık. Son­rasında Cumhurbaşkanı’mız geldiği için havaalanına geçtim.

‘TEK ADAMLIK SÖZ KONUSU DEĞİL’

AK Parti tabanında, “14 yıldır partiye her türlü desteği verdik fakat şimdi tek bir makamı bu kadar yetkiyle donatmak doğru değil” diye düşünen insanlar olduğu iddia ediliyor. Buna ne diyorsunuz?

Bu söylem azınlıktadır. Bu modelin tek adamlığa yol açacağını düşünen AK Partililer olduğunu zannetmiyorum. Başbakan orta­dan kalkıyor. Cumhurbaşkanı var. Hem dev­letin birliğini, bütünlüğünü temsil ediyor hem de yürütme yetki ve görevini yürütüyor. Ama tek adamlık söz konusu değil. Bir devletin yönetim şeması içinde binlerce kişi, binlerce yetkili makam vardır. Valiler, kaymakamlık­lar, bakanlıklar, müsteşarlar, genel müdürler... Bütün bunlara rağmen yönetimin tek adama verildiğini söylemek gerçekçi değil. Ama sem­bolik olarak Cumhurbaşkanı birliği, bütün­lüğü ve sorumluluğu yüklenen adam demektir. Elbette o düzeyde tek başına yapacağı tasar­ruflar olacaktır. Bakanları, başkan yardımcıla­rını ve üst düzey memurları o atayacak. Bugün de öyle değil mi? Kamu yönetiminde 3 temel kriter vardır; meşveret, adalet ve ehliyet-liyakat. Yürütmenin başındaki Cumhurbaşkanı, elbette ki bu ölçütlere göre tasarrufta bulunacaktır. Bunları yaparken de kendisini enforme edecek, besleyecek danışmanlar, müşavir­ler heyeti olacaktır. Bu pencereden bakıldığında “Her şeyi tek adam yapacak” demek çok gerçekçi değil.

AK Parti tabanının yeterince ikna olmadığı ve parti teşkilatının yeterince çalışmadığı söyleniyor.

Bunu söylemek, teşkilatımıza haksızlık olur. Aksayan yanlar elbette var ama teşkilatlarımız AK Parti’nin omurgasıdır. Tüm teşkilatın aynı kalitede olduğunu söyleyemeyebiliriz ama bütünü itibarıyla çok tempolu bir şekilde çalışıyorlar. Tabii seçmenlerimiz, normal seçimlerde olduğu gibi AK Parti teşkilatlarının meydanlarda daha fazla görünür olmasını istiyorlar ama o görünürlük yok. Nihayetinde bu bir Anayasa değişikliği ve Türkiye’nin tercihi. Dolayısıyla simgesel olarak daha çok Türk bayrağı kullanıyoruz. Ortak unsurların görünür olmasını tercih ediyoruz.

‘PARTİ GÖREVİYLE KAMU GÖREVİNİ AYIRMAK LAZIM’

CHP’liler, “15 Temmuz’da başımıza bir felaket geldi, bütün partiler tarafsız olduğunu düşündüğümüz Cumhurbaşkanlığı’nın çatısı altında toplandık. Oysa yeni sistemde tarafsız hiçbir kurum kalmıyor” diyorlar, ne dersiniz?

Parti göreviyle kamu görevini ayırmak lazım. Siz, Cum­hurbaşkanı statüsündeki bir kişiye baktığınız zaman parti gömleğini görüyorsanız, yanlış görüyorsunuz. Ona Cumhurbaşkanı sıfatıyla bakacaksınız. Parti kayırmacılığı yaparsa, cevabını orada vere­ceksiniz. Bunu yapmaya hakkınız, hatta yükümlülüğünüz var. Dolayısıyla bunlardan kaygı duyma­mak lazım.

‘NE İSTERSEM YAPARIM DERSEN BİR DAHAKİ SEÇİMDE NAL TOPLARSIN!’

“Yeni sistemde Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin genel başkanı olursa, milletvekili listelerini o belirleyecek ve dolaylı yoldan Meclis üzerinde hâkimiyet kuracak” deniliyor...

Cumhurbaşkanı’nın partisine üye olmasını engelleyen düzenleme, hak yok­sunluğu içeren bir yasaktır. Biz bunu ortadan kaldırdık. “Cumhurbaş­kanı, yürütme yetki ve göre­vini Bakan­lar Kurulu’yla birlikte kulla­nan kişi konu­munda olacak ama buna rağ­men partisiyle ilişiğini kesecek” demek, vesa­yetçi bir projedir. Demokraside böyle bir şey olabilir mi? Partili olmak ile tarafsız­lığı birbirine karıştırmamak lazım. Tarafsızlık, kamuyla alakalı iş ve işlem yaparken adaletli davranmaktır. Başba­kan’ın partisi yok mu? Bakanların partisi yok mu? Belediye başkanlarının partileri yok mu? Siyasi partiler, demokratik hayatın vazgeçilmez unsuru. Partileri kötü gösterip Cumhurbaşkanı’nın üye olmasının risk teşkil edeceği algısı oluşturmak, demokratik değil.

Peki, kendi genel başkanları Cumhurbaşkanı olursa milletvekilleri onu nasıl denetleyebilecek?

Meclis’in elinde denetim araçları var. Soruşturma mekanizmaları var. Meclis ayrıca yasa yapma yetkisini kullanarak bunu bir denetim aracına dönüştürebilir. Meclis, Cumhurbaşkanı’nın kararnameyle düzenleme yaptığı bir alanı uygun bulmu­yorsa, kanun çıkararak o alanı düzenleyebi­lir. Milletvekili listelerinin oluşum süreci de çok yanlış takdim ediliyor. Cumhurbaşka­nı’mızla uzun süre beraber çalıştım. Katı­lımcılığı önemseyen bir çalışma biçimi var. Recep Tayyip Erdoğan güçlü bir figür­dür. Ama “Nereye giderse her şey susar, ne diyorsa o olur” diye bir şey yok. Cumhur­başkanı’na bir başkasının yanında bir şey söylenmez ama baş başa olduğumuzda konuşuruz. Gündemi belli olan bir toplantı yapılır, orada gerekli konuları tartışırız.

Ama yeni sistemde bu konular Meclis’te kamuoyu önünde tartışılıyor olacak.

Bakın, oradaki tartışma partinin yetkili gruplarına sirayet eder. Kararların oluşma süreçleri var. O katılımcılık süreçlerinde her­kes konuyla ilgili görüş ve kanaatini özgürce ifade etme hakkına sahip. Milletin menfaa­tine olmayan, ülkemizin büyümesine katkı sağlamayan bir şeyin arkasında kimse durmaz. Nihayetinde partiler, bir taraftan programlarını gerçekleştirip bir taraftan da hedef kitlelerinin beğenisini dikkate almak zorunda. “Ne istersem yaparım” dersen, bir dahaki seçimde nal toplarsın! (Gülüyor.)

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel röportajı için dokun...

Paylaş
KÜNYE

Copyright © 2017 - Tüm hakları saklıdır. Habertürk Gazetecilik A.Ş.